Alanya-Kaleiçi, Tophane Mahallesinde mükemmel bir şekilde restore edilmiş bir Osmanlı evinde tanıştık Osman Mayatetepek ile. Genç bir lise öğrencisi olarak 2012 yılında Alanya tatilim sırasında kimlerle görüşebilirm, Antalya’da kimlerle tanışabilirim diye araştırmış ve Osman Bey’in ismini bulmuştum.
Daha önce Tarihin Arka Odası programında kendisini izlemiş, az çok kim olduğu hakkında fikrim vardı.Kendisine nasıl ulaşabilirim diye çeşitli yollar araştırırken Brezilya’nın Alanya Fahri Konsolosu olduğu bilgisiyle bir kontak bulup kendisine ulaştım.
Tarih üzerine kendi çapımda araştırmalar yaptığımı, dedesi hakkında konuşmak istediğimi belirterek randevu talep ettim. Hiç duraksamadan büyük bir memnuniyet ile 29 Ağustos saat 14.30’a öğle yemeği için evine davet etti.
Karşısında bulunan lise öğrencisine “Bey” sıfatıyla hitap edecek kadar kibar ve nazik bir insandı Osman Bey.
Osman Bey ile görüşmek istiyor, kendisini ailesini tanıma istiyordum ama kimdi Osman Matepek? Kimdi Osma Bey’in dedesi?
Dedelerinden birisi Atatürk tarafından Mayaları araştırması için Meksika’ya elçi olarak yollanan, Güneş-Dil Teorisi’nin önemli isimlerinden Tahsin Mayatepek, diğer dedesi ise Türk tarihinin önemli isimlerinden Enver Paşa’idi.
Enver Paşa’nın kimya öğretmeni kızı Türkan Hanım ile Tahsin Maytepek’in hariciyeci oğlu Hüveyda Bey’in tek evladıydı Osman Bey. İsviçre’de doğmuş, iyi bir eğitim almış, başarılı bir işadamıydı. Ankara’da yaşıyor ve yaz aylarını Alanya’da geçiriyordu.
Dedesi Enver Paşa hakkında konuşmak ona zevk veriyordu. Ancak kendi söylemiyle “Türkiye’de dalkavukluk müessesi kadar iyi çalışan bir müessese yoktur” diyor ve Enver Paşa üzerinden prim yapmaya çalışanlara fırsat vermiyordu. Atatürk ile Enver Paşa’yı kıyaslamak gibi konulara asla girmiyordu. Atatürk’e büyük bir saygı besliyor ve minnetle anıyordu.
Kendisine Hanedan üyeleri içerisinde Atatürk’e kırgınlığı olan var mıdır? Diye sorduğumda bana;
“Ben şahsen görmedim ancak benim gördüğüm kadarıyla, Atatürk’ün Cumhuriyet’i kurmasını herkes saygıyla karşılıyordu, belki sürgüne gönderilmiş olmak dolayısıyla kimselerde kırgınlık olabilir.Ancak benim ailemde, annem’de, teyzelerim’de, Sabiha Sultan’da, Neslişah Sultan’da asla böyle bir şey görmedim. Tam tersine Enver Paşa aleyhine daha fazla söz duydum. “Abdülhamit’i devirdi, neden böyle yaptı?” diye konuşulurdu.” Cavabını veriyordu.
Kendisi de çok genç yaşlarından itibaren dedeleri hakkında okuyup araştırmaya başlamış ve 17 yaşında, İsmet Paşa tarafından Pembe Köşk’e davet edilmişti. Bu davette Enver Paşa hakkında konuşularak, Osman Bey’e çeşitli nasihatler verilmiş. İsmet İnönü çok çarpıcı bir şekilde Osman Bey’e Enver Paşa’dan örnek vererek Bülent Ecevit hakkında eleştirisini yapıyordu.
“Bülent de daha çok genç, tecrübesi daha Genel Başkanlığa hazır değil. Biz de Enver’in başına 32 yaşında İmparatorluğun tüm sorumluluğunu yıktık. Onun için şimdi bazıları onu destekliyor, bazıları karşı çıkıyor. Kabahat onda mı? Yoksa o sorumluğu onun başına yakınlarda mı?”
Tarihin tüm hakikatleri çerçevesinde Osman Bey, dedesinin nasıl bir noktaya oturduğunu ve kim olduğunu farkındaydı. Ona karşı büyük bir saygı ve hayranlık besliyordu. Televizyon programlarına katılmış olmasından dolayı vatandaşda kendisini tanıyor, havaalanlarında, gittiği ortamlarda kendisine saygı gösterip, tanışmak istiyorlardı. Ancak Osman Bey daha yapılacak, analatılacak, gerçekleri net bir şekilde ortaya çıkartacak çok iş olduğunu söylüyordu;
“Zaman geçtikçe, tarihin gerçek yüzü ortaya çıkmaya başlıyor. 20 sene önceki bilgimizle bugünkü bilgimiz çok farklı. 20 sene sonra belki ben burada olmayacağım ama siz burada olacaksınız, o zaman da belki diyecekler ki; kardeşim o olay öyle değildi böyleydi.”
Bu konuşmanın üzerinden ne yazık ki 4 yıl geçtikten sonra Osman Bey’i 1 Kasım 2016 tarihinde kaybettik. Aradaki bu 4 yıl kadar kısa zamanda Osman Bey ile güzel bir dostluk kurmuştuk. Kendisiyle defalarca bir araya gelmiş, Yeni Türkiye Dergisi için Enver Paşa hakkında ortak bir yazı yazmıştık. Gündemde olan konular hakkında telefonda dakikalarda konuşup değerlendirmeler yapıyorduk.
Böylesine entellektüel ve özel bir insanı kaybetmek, Türkiye için büyük bir kayıp olmuştur. Ancak kendisinin de dediği gibi daha yapılacak çok şey var. Ortaya çıkartılacak çok gerçek var.
Yazan: Mert Tezcanlıol



