Hayatta sıkıştığımız her an, canımız yandığında veya dara düştüğümüzde ağzımızdan çıkan ilk kelime “anne”dir. İşte tam da öyle biridir Işılay Saygın. Kiminin annesi, kiminin ablası, kiminin Işılay’ıdır. Adalet Partisi’nden siyasete girmiş, sağ gelenekte siyaset yapmış ama meydanlar ona Halkçı Işılay diye seslenecek kadar bağrına basmış ve sevmiştir.

Türk siyasi tarihinde önemli isimlerden biridir Işılay Hanım. Ancak siyasi hayatında Devlet Bakanlığı’na kadar yükselmesine rağmen, Beldiye Başkanlığı görevini her zaman çok daha önemli görmüştür. 

Işılay Saygın’ın gücünü anlamak için, topluma olan katkısına bakmak ve özellikle Türkiye’nin doğusuna bakmak lazımdır. Töre cinayetinden kaçan ve sığınacak yer arayan, ayaklarının üzerinde durmak isteyen kadınların umududur Işılay Saygın. Bilinen ve bilinmeyen onlarca hayata dokunmuş, o hayatlara yeniden ümit vermiştir.

24 yaşında Belediye Başkanlığı koltuğuna oturmuş, Türkiye’nin en karmaşık yıllarında sağ-sol çatışmalarının yaşandığı o yıllarda bir kadın olarak tüm zorluklara karşında görevinin başında durmuştur. 80 ihtilali ile görevden alınmış, bir süre siyaset yapması engellenmiş ancak sonrasında siyaset yapma hakkı kazanan ilk isimlerden olmuştur.

Yıllarca İzmir milletvekilliği ve Bakanlık görevlerinde bulunmuş, Sivil Toplum’a gönül vermiş ve vefatına kadar hayatının merkezinde kadınlar olmuştu. Kadınların özgürce çalışabilmeleri, erkekle eşit haklara sahip olabilmeleri ve toplumda hak ettikleri saygıyı görmesi için var gücüyle çalışmıştı.

Işılay Hanım’la ilk karşılaştığımda artık aktif siyaseti bırakmış ama gücünden bir şey kayetmemiş bir kadın duruyordu karşımda. Evinin bahçesinde, kendi elleriyle hazırladığı ikramlıkları sunarken eğitimim ve ailemle ilgili detaylı sorular soruyordu. Kendisinin siyasi hayatına yönelik olarak yaptığımız röportajın sonunda tanışıklığımız başlamış ve yıllar içerisinde kendi ağzından “insan doğurmadan da evlat sahibi olabiliyormuş” cümlesiyle taçlanmıştı. 

Işılay Hanım ailenin birliğine ve kuvvetine oldukça önem veriyordu. Kendisiyle olan ilk görüşmemiz sonrasında bir kağıda evinin ve cebinin telefon numarasını yazıp bana vermişti. Aynı şekilde benim telefon numaralarımı da istemişti. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra verdiğim ev talefonundan ailemi arayarak teşekkür etmiş, böyle bir evlat yetiştirdiklerinden dolayı duyduğu mutluluğu iletmişti. Böylesine yoğun bir temponun içerisinde, kapısını çalan bir lise öğrencisine gösterdiği yakın ilgi Işılay Hanım’ın yüce gönüllüğünün ifadesiydi. Bu ilgi sadece bana özel değil, kapısını çalan herkese özeldi.

Işılay Hanım iyi bir Atatürkçü, Cumhuriyetçi ve esaslı bir milliyetçiydi. Belki de pek az kimse onun hacca gidip geldiğini ve beş vakit namaz kıldığını bilirdi. Evinde misafirlerine kendisi hizmet eder, laubaliliğe asla gelemezdi. Işılay Hanım’ın karşısnıda konuyu uzatıyorsanız, lüzumsuz detaylara giriyorsanız hemen tepkisini dile getirir, konunun özetini isterdi.

27 Haziran tarihinde Buca Muradiye Camii’nin avlusunda kendisinin cenazesinin başında bulunurken herkesin konuştuğu tek şey kimseyi geri çevirmediğiydi. Belki de çok az insana nasip olacak şekilde düzenlenen bir cenaze töreniyle sonsuzluğa uğurlandı. Çok sevdiği Buca’da, çok sevdiği Bucalılar’ın elinde camii avlusundan mezarlığa kadar eller üzerinde taşınarak annesinin ve babasının yanında gözyaşlarıyla defnedildi.

Yazan: Mert Tezcanlıol