Gazetelerden öğrendiğimize göre, İstanbul’da “Kadınları Koruma Derneği” bir siyasi parti kurmaya karar vermiş ve bu kadın partisinin kuruluş sebebini izah etmek için de bir basın toplantısı tertip etmiş. Güzel, tam zamanında ve yerinde bir hareket. Hatta bu kadın partisi için derhal bir afiş tahayyül ettim: İnce, zarif bir kadın eli uzanmış. “Artık yeter, biraz da işleri bize bırakın” diyor. Doğrusu pek de ya bana atılacak bir fikir değil. Erkekler bu işi başaramadılar birazda kadınlar denesinler acaba nasıl olur? Ev idare etmek, küçük çaplı memleketi idare etmeye benzer. Eh kadınların bu hususta asırlara dayanan bir tecrübeleri var. Hele şu son senelerde, Türkiye’mizde ev kadınlarının bu bapta, insanüstü başarılar kazanmış olduğu muhakkak. Meseleyi önce iktisadi cepheden ela olarak mesela ayda 600 TL vasati gelir olan bir ailede, ev kadının durumunu gözden geçirelim.

Eğer şanslı ise 200 TL mukabilinde köşede bucakta kalmış, yaraltı veya tavan katında iki odacık bulup başını sokabilmiştir. Eğer çok becerikli, çalışkan, kalorileri hesaplayacak, bütçe defterleri tutabilecek kadar bilgili ise bir kuyruktan diğerine girmesini, biraz içip kalkmasını biliyorsa tabana kuvvet, o çarşı senin, şu çarşı benim, şu pazaryeri senin, bu pazar yeri benim dolaşıp, pazarlık etmesini beceriyorsa günün ahval ve şeraitine göre mesela etin kuru fasülyeden veya pırasadan, tereyağından, zeytinden daha ucuza geldiğini hesaplayacak kadar basirete ve suplese sahipse, aklı evvelse, günün büyük bir kısmını bu hesaplara hasredebiliyorsa belki ayda 300 TL sarf ederek ev halkını ayakta tutabilecek bir gıda temin edebilir.

Geriye kalan 100 TL’yi ise zaten ay başında henüz çantasına girmeden, elektrik, hava gazı, su, odun, kömür vs masrafı olarak çıkıp gitmiştir. Şimdi bu ailenin yetişkin bir çocukları bulunduğunu farz edelim. Bir ayakkabı 50 liradır. En adi paltoluk kumaşın metresi 60 TL’den başlar. Bir defter iki buçuk liradır vs. hem unutmamalı ki bu ailenin bir içtimai mevkii de vardır. Giyinmek, ele güne görünmek hesap dahilindedir.

İşte bütün bu şartlara rağmen, evini gül gibi geçindiren bir kadından ala Maliye Bakanı tasavvur edebilir misiniz? İnsan tatbikatta bu kadar başarı kazanırsa, kağıt üzerinde de ne mucizeler yaratmaz. Kadınlardan teşekkül edecek bir kabinede, dış ve iç siyaseti idare edecek olanların da Maliye Bakanı’ndan daha az başarı kazanmayacağı muhakkaktır. Kadının ömrü, asırlar boyunca hep idare ile geçmemiş mi? Kocayı idare, ortağı idare, çocuğu idare, konu komşuyu eşi dostu, akrabayı, büyüğü ve küçüğü idare, hatta bazı kadın mecmualarına göre bugün bile kocanın flörtünü idare hep ve hep kadının başını  borcudur.

Bunun bir insana verdiği tecrübeyi olgunluğu düşünün, böylece iktisadi hatta iç ve dış siyaseti mükemmel işleyen bir kabinede diğer bakanlıkların sözü mü olur. Kadın doğuştan müşfik bir hemşiredir. Onun idaresinde hastaneler, sosyal yardım müesseseleri tıkır tıkır işleyecektir. Kadın doğuştan güzel şeye aşıktır, memleket kalkınması, imar onun elinde her mevsim değişen moda gibi yenilikler arz edecektir.

Ama işte kadın partisini kurmak isteyen sayın hanımlarımız, nedense bu esbabı mucize üzerinde durmamışlar. Gayeleri kadın haklarını korumak, bugün Türk kadınının kanunen bütün haklarına sahip olduğunu zannediyoruz. Bütün siyasi partiler de kaplanı kadınlarımıza açmışlar. Bizim kadınlık bakımından halledeceğimiz dava daha ziyade içtimaidir. Sahip olduğumuz hakları, bütün cemiyetimize ve her kademeye iyice sindirebiliyor muyuz? Bugünkü durumları ile bizdeki kadın dernekleri mevzii birer yardım kolu olmaktan ileri bir mana taşımamaktadırlar. Devlet babaya bale bileti satarak, fakir çocukları giydirmekten ziyade, kadının fikri kalkınması üzerinde, bütün Anadoluyu içine alan bir teşkilat haline çalışmamız lazımdır. Bunu aşırı bir feminizm ile değil, feragatle ve basiretli bir çalışma sistemine kavuşmakla elde edebiliriz. Türk erkeği bu yolda yürüyecek olan Türk kadınına daima yardımcı olacaktır. Mücadelemiz ona karşı değil, kökleşmiş bazı fena adetlere, kadını küçük gören bir zihniyete karşı olmalıdır.