Fahrettin Kerim Gökay İstanbul’un uzun yıllar belediye başkanlığını ve valiliğini yapmış, ismi şehirle özdeşleşmiş ve hatta rakı şişelerine adı verilecek kadar efsaneleşmiş bir siyasi figürdür. Fahrettin Bey’in siyasi kimliğinden önce doktor kimliğinden de bahsetmek gerekmektedir.
Tıp Fakültesinden mezun olduktan sonra, eğitimine Avrupa’da devam etmiş ve Emraz-i Akliye uzmanı olmuştu. Bugünkü karşılığı ile Ruh ve Sinir Hastalıkları alanında uzmanlaşmış, bu alanda Ordinaryus’luk seviyesine kadar ulaşmıştı. Öğrencilik yıllarından itibaren edebiyat çevrelerinde bulunmuş, gazeteler çıkarmış, yazılar yazmıştı. Kızılay ve Yeşilay’da önemli çalışmalar yapmış aynı zamanda Türk Lions’un kurucusu ve 1 numaralı üyesidir.
1949 yılında İstanbul Valiliği ile başlayan devlet içerisinde ki ilişkileri Demokrat Parti’nin iktidar olmasıyla devam etmiş, kesintiye uğrasada 1960 yılına kadar Belediye Başkanlığı, Valilik, Elçilik gibi görevler üstlenmişti.
Uluslararası ilşkileri kuvvetli olan, pek çok makale ve kitap sahibi olan Gökay 22 Ocak 1955 yılında Münih üniversitesi tarafından Doktor Honoris Causa ünvanı ile ödüllendirilmişti. 1955 yılı Fahrettin Kerim için güzel başlasa da zor bir yıl olacak, 9 ay sonra 6-7 Eylül olayları gerçekleşecek ve görevinden istifa etmek zorunda kalacaktı.
Münih Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği anfisinde Fahrettin Kerim Gökay’a tevcih edilen bu üncav için bir tören düzenlenmiş, eski başbakanlardan ve büyükelçilerden Suat Hayri Ürgüplü bu törende bulunan kişiler arasındaydı. Törende Gökay’a aynı zamanda eski arkadaşları Alman Nazi Partisi üyesi Nöropatalog Hugo Spatz, Ludwick Fleck ve Schaultz’da eşlik ediyordu. Törende uzun sayılmayacak bir konuşma yapan Gökay’ın bu konuşması aynı yıl Doğan Kardeş Yayınları’ndan “Türk-Alman Kültür Münasebetlerine Kısa Bir Bakış” ismiyle 15 sayfalık küçük bir kitapçık olarak yayınlanmıştır.
Gökay konuşmasına şöyle başlıyordu;
“ Ekselans, Mağnifisans, muhterem bayanlar, baylar…
Şu dakikada kendimi ilim tarihinin sıcak bir köşesinde hissediyorum. Gençliğimin en hyeycanlı günlerini geçirdiğim Münih’te bana tevcih edilen bu şeref payesini bütün hayatım müddetince hürmetle taşıyacağım. Bu şerefi aynı zamanda aileme ve memleketime tevcih edilmiş sayarım….”
Konuşmasıda Osmanlı devrinden başlayarak Cumhuriyet’le devam eden Türk-Alman ilşkilerini ele alıyor, sanat, arkeoloji, müzik, tıp gibi alanlarda bu iki ülke arasında yapılan önemli çalışmalardan örnekler veriyordu.
Konuşmasını da şöyle bitiyordu;
“Türk ve Alman dostluğun tarihin asırlar boyunca şerefle kaydettiği bir hakikattir. Formaliteden çıkmış halkın iç ruhuna yerleşmiştir. Biz bu yolda halkın ve hakkın diline tercüman oluyoruz. Bugün bana tevcih ettiğiniz ilmi paye hayatımın en büyük servetidir. Memleketime karşı bir teveccühtür. Heoinize candan teşekkür eder, milletlerimize ve ilim ailemize saadetler dileyerek sözlerime son veririm.”
Fahrettin Kerim Gökay’ın bu konuşması, 1950’li yıllarda Almanya ile olan ilşkilerimize ve tarihine bir ışık tutması açısından önemlidir. Doğan Kardeş yayınları tarafından özel olarak basılan bu kitapçık, fiyatsız olarak sunulmuştur. Kuvvetle muhtemel Fahrettin Kerim Bey’in özel dostlarına ve çevresine dağıtmak üzere bastırdığı bir çalışmadır.

